Daha önceki bölümlerde belirtildiği üzere soruşturma aşaması, soruşturma heyetinin ek görüşlerinin bildirmesi ve buna karşı taraflara görüşlerinin bildirmesi için süre vermesi ile bu sürenin sonunda bitmekte olup, bu safhasının bitmesi ile soruşturma heyetinin görevi sona ermekte ve dosya doğrudan Rekabet Kurul tarafından yürütülmeye başlanmaktadır. Bu aşamada sözlü savunma toplantısı ve karar safhası diyebileceğimiz iki aşama bulunmaktadır.
4054 sayılı Kanun’un 46. maddenin 1. fıkrasına göre sözlü savunma toplantısı, tarafların cevap dilekçesi ya da savunma dilekçelerinde sözlü savunma hakkını kullanmak istediklerini bildirmeleri üzerine yapılır. Ayrıca Rekabet Kurulu kendiliğinden sözlü savunma toplantısı yapılmasına karar verebilir.
Bu hükme göre şikayetçi taraf soruşturma raporuna veya ek görüşe “cevap dilekçesinde” sözlü savunma toplantısı yapılmasını talep edebilir, ya da savunma tarafı soruşturma raporu veya ek görüş hakkındaki savunma dilekçelerinde sözlü savunma toplantısı talep edebilirler. Şikayetçi taraf veya savunma tarafının sözlü savunma toplantısı yapılmasını talep etmeleri halinde Rekabet Kurulu sözlü savunma toplantısı düzenlemek zorundadır. Taraflar böyle bir talepte bulunmasalar bile Kurul kendi yetkisine dayanarak da sözlü savunma toplantısı düzenleyebilir.
Soruşturma safhasının bitiminden itibaren en az otuz, en çok altmış gün içinde yapılması gereken sözlü savunma toplantısının davetiyeleri, toplantı gününden itibaren otuz gün önce taraflara gönderilmiş olmalıdır (m. 46/II).
Madde gerekçesinde, sözlü savunma toplantısının nihai karar açısından önemli olduğu vurgulanmıştır. Gerekçede, taraflar bu toplantıda, yazı ile ifade edemedikleri savunmalarını Rekabet Kurulu önünde açık bir şekilde sunma fırsatını elde etmiş oldukları, sözlü savunma toplantılarının Kurul üyeleri bakımından da önemli olduğu, onların da toplantıda yapılan sözlü savunmalar da olayı daha iyi kavrayarak daha adil karara varabilme fırsatını elde etmiş oldukları belirtilmiştir.
Bu şekilde, Rekabet Kurulu’nun karar sistemi içinde tarafların sözlü savunmalarına ağırlık verecek bir sistem benimsemesi ve iki taraflı bir yargılama olması nedeniyle, özel hukuk kaidelerine atıf ile HUMK’da düzenlenmiş olan ispat vasıtalarından tarafların yararlanması sağlanarak, daha açık ve kişi haklarını daha sağlam güvenceler altına alan yeni bir sistem oluşturmaya çalışılmıştır.
Diğer yandan, dinlenilme hakkının idari usulde uygulanabilirliği, duruşma yapılması yoluyla mümkün olabilmektedir. Bu ilke, ilgili ya da ilgililerle idare makamı arasında karşılıklı konuşmalar süresinde yanlış anlamaların ortadan kaldırılmasını sağlayacağı gibi, tarafların idari usuldeki hukuki durumlarının güçlenmesine de yardımcı olmaktadır.
Hukuki durumunu sınırlayan ya da düzenleyen bir idari işlemin yapılısından önce kişiye, işlemin dayandığı olaylarla ilgili kendi tezini açıklama fırsatının verilmesi, sadece o kişi için idari usulde söz konusu olan önemli bir hak değil, aynı zamanda idari makam için olayın araştırma ve soruşturmasında, vakıaların açıklığa kavuşmasını sağlayan önemli bir araçtır. Böylece, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da sadece savunma hakkına yer verilmemiş, gerek yazılı belge sunma imkanı ile gerekse sözlü savunma toplantısı usulü ile savunma hakkının ötesinde ilgiliye dinlenilme hakkı da tanınmıştır.
Kanun’un 44. maddesinde öngörülen “Kurulun soruşturma safhasında, bu Kanunu ihlal ettiği iddia edilen kişi veya kişiler, kararı etkileyebilecek her türlü bilgi ve delili her zaman kurula sunabilirler” kuralı ile dinlenilme hakkının yazılı olarak kullanılması da mümkün bulunmaktadır.
Diğer yandan, yönetimde demokrasinin unsurlarından biri de idarenin karar almak üzere yaptığı toplantıların, isteyenin “yetkili olarak” katılmaya hakkı bulunduğu şeklindeki “aleni” yani açık olmasıdır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 47. maddesinde, “genel ahlakın ve ticari sırların korunması gerekçesi ile, sözlü savunma toplantısının gizli olarak yapılmasına karar verilmesi” dışında sözlü savunma toplantılarının açık olarak yapılacağını hüküm altına almıştır. Bu hüküm mahkemeler bakamından çeşitli usul kanunlarının (örneğin HUMK m. 149; CMUK m. 377 gibi) yer alan “yargılamanın kamuya açık olarak (alenen) yapılması” kuralına benzemektedir.
Ancak 47. maddenin son fıkrası, birinci fıkrada yer alan açık olarak yapılmayı, “oturumlara bu Kanunu ihlal ettiği iddia edilen taraflar veya bunların temsilcileri ile doğrudan ya da dolaylı menfaati olduğunu oturumdan önce ispatlayanlar ya da onların temsilcileri katılabilir” şeklinde sınırlanmıştır. Buradaki doğrudan veya dolaylı menfaatin takdiri Rekabet Kurulu’na ait bir husustur. Ancak Kurul’un buradaki takdir yetkisini dikkatli kullanması gerekir. Çünkü, mahkemeler bakımından aleniyete riayetsizligin bir bozma sebebi olacağı söylenebilir. Böylece, toplantıya katılabilme hususunda menfaat koşulu getirilmiş, menfaatin tespiti Kurul’un takdirine, Kurul’un menfaati olduğu halde toplantıya alınmayan ilgilinin durumu da idari yargıya bırakılmış, yargı ile “Aleniyet ilkesini” ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesi yolu seçilmiştir.
Şikayetçinin oturumlara katılmakta doğrudan veya dolaylı menfaatinin varlığı veri olarak kabul edilmek zorundadır (m. 47/son). Çünkü sonuçta çıkan karar ya şikayetin kısmen veya tamamen reddedilmesi, muafiyet veya menfi tespit gibi şikayetçinin doğrudan aleyhine olacaktır, ya da ihlalin varlığı nedeniyle yasaklama kararı şeklinde doğrudan şikayetçinin lehine olan bir karar olacaktır. Her halükarda şikayetçinin menfaatlerini ilgilendiren bir sonuç çıkacağı için şikayetçinin sözlü savunma toplantısına katılması hakkının olduğu aşikardır.
Öte yandan bir kişinin şikayetçi olarak kabul edilebilmesi için zaten bir menfaatin olması ön koşuldur. Bu itibarla, şikayetçi, savunma veya doğrudan ya da dolaylı menfaati olan üçüncü kişiler bizzat kendileri sözlü savunma toplantılarına katılabilecekleri gibi temsilcileri vasıtasıyla da katılabilirler.
Sözlü savunma toplantısını kimler isteyebilirler.? Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 48. maddenin 2. fıkrasına göre “Sözlü savunma toplantısı yapılmasının taraflarca talep edilmediği ve Kurulun da kendiliğinden sözlü savunma yapılmasına karar vermediği hallerde, nihai karar, dosya üzerinde yapılacak incelemeye göre soruşturma safhasının bitiminden sonra 30 gün içinde verilir.” Burada taraflardan kastedilen şikayetçi ve savunma taraflarıdır. Doğrudan veya dolaylı menfaati olan üçüncü kişiler sözlü savunma toplantısı yapılmasını isteme hakkına sahip değillerdir. Ancak bunların Kurul’dan sözlü savunma toplantısı düzenleme yetkisini kullanmasını istemelerine bir engel yoktur. Bununla birlikte hukuk tarafından korunan böyle bir hakları bulunmamaktadır. Eğer sözlü savunma toplantısı tarafların istemiyle veya Kurul tarafından resen düzenlenecek olursa bu toplantıya katılma hakları bulunmaktadır.
Şikayetçi veya savunma tarafının sadece birinin gelmesi halinde de sözlü savunma toplantısı yapılır. Her iki taraf gelmezse sadece doğrudan veya dolaylı menfaati olan üçüncü kişi gelirse sözlü savunma toplantısının yapılmaması ve 48. maddenin son fıkrasına göre toplantı tarihinden, sonraki bir hafta içinde dosya üzerinde yapılacak incelemeye göre kararın verilmesi gerekmektedir.
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da tarafların kendilerini kim ile temsil ettireceklerine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, Rekabet Kurulu’ndaki sözlü savunma toplantılarında avukatla temsil edilmesii hukuki güvenliği sağlamak amacına uygun olması nedeniyle teşebbüs yararına bir durumdur.
Sözlü savunma toplantılarını Kurul Başkanı veya Kurul Başkanı’nın toplantıya katılmadığı durumlarda Kurul İkinci Başkanı yönetir. Toplantı Kurul Başkanı veya İkinci Başkan ile en az 4 Kurul üyesinin katılımı ile yapılır. Sözlü savunma toplantıları en çok birbirini izleyen beş oturumda tamamlanır. Ve bir gün içinde yapılan çeşitli toplantılar bir oturum sayılır (m. 47/II-III).
Sözlü savunma toplantısı yapılması halinde aynı gün, bu mümkün olmaz ise gerekçe ile birlikte 15 gün içinde karar verilir. Sözlü savunma toplantısı yapılmamışsa, soruşturma safhasının bitiminden itibaren 30 gün içinde karar verilir (m. 48/I-II).
Belirlenen bu hususlardan sonra, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da sözlü savunma toplantısı yukarıda söz edildiği üzere düzenlenmesine karşın, talep edilmesine rağmen Kurul’un ilgilinin sözlü görüşlerine başvurmadan karar alması halinde idari yargı yerince işin esasına girilmeden Kurul kararını şekil yönünden iptal etmesi gerektiği açıktır. Böylece kabul edilen sözlü savunma yöntemi ile ilgililerin savunma hakları sonuna kadar korunmuş olmaktadır.
Son olarak sözlü savunma toplantısında ispat vasıtaları olarak yararlanılan delil hususuna değinmekte yarar var. Düzenlemeye göre taraflar sözlü savunma toplantısından en geç 7 gün önce sözlü savunmada yararlanacakları ispat vasıtalarını Kurul’a bildirmekle yükümlü tutulmuşlardır. Aksi takdirde taraflar süresi içinde bildirilmemiş ispat vasıtalarından yararlanamayacaklardır (m. 47-IV).
Diğer yandan, sözlü savunmada ilgili taraflar HUMK’un İkinci Babı’nın 8. Faslı’nda düzenlenen her türlü delil ve ispat vasıtasından yararlanabileceklerdir (m. 47/V). Kurul ise karar için yapılacak toplantıya kadar elde edeceği her türlü delili kararında kullanabilir. Şu kadar ki, bu delil yeni bir iddia ortaya çıkarmakta ise ve bu konuda tarafların savunması alınmamışsa kararda bu delile dayanılamaz (m. 44/son).
Burada şu da belirtilmelidir ki, tarafların savunma hakkı karardan sonra açılan iptal davasında devam edecektir. Bu davada sadece şekli bir denetim değil, tüm yönleriyle hukuka uygunluk denetimi yapılacaktır. Bu aşamada da yeni deliller ortaya çıkabilir. Bu nedenle tarafların Kurul kararının yargılanması sürecinde de savunmalarını destekleyecek her türlü delili kullanmaları mümkündür.
*YUKARIDA YER ALAN YAZI VE GÖRÜŞLER REKABET KURUMU TARAFINDAN YAYIMLANAN “REKABET KURULU KARARLARININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE YARGISAL DENETİMİ” ADLI ESERDEN ALINMIŞTIR.


