Önaraştırma veya Soruşturma Açılması Talebinin Reddi
Rekabet Kurulu, her başvuru hakkında önaraştırma ve soruşturma açmak zorunda değildir. Bu istemler açıkça reddedilebileceği gibi, zımnen de reddedilebilir. Elde edilen bulgular, rekabet ihlali bulunmadığı sonucunu doğurduğu takdirde önaraştırma veya soruşturma açılmamasına karar verilir.
Kaldı ki 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un gerekçesinde bu husus ayrıntısıyla belirtilmiştir. Her ihbar ve şikayetin Kanun’un izleyen maddelerindeki usule tabi olması halinde, Rekabet Kurulu’nun altından kalkılmaz bir yükün altına sokulmasına ve kimi zaman boş yere zaman ve mesai harcanmasına neden olacaktır. Bu nedenle gerekçede, Rekabet Kurulu’na yapılan başvuruların bir önaraştırmaya tabi tutulması ve bunun sonucuna göre ya başvuruları ciddi bulmayarak sorusturmaya son verilmesi ya da soruşturmanın derinleştirilerek devamına karar verilmesi sistemi benimsendiği ifade edilmiştir.
Her ne kadar soruşturamaya gerek olmadığına ilişkin Rekabet Kurulu kararının, nihai bir karar olduğu ve buna ilişkin usulün Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un izleyen maddelerindeki nihai karara ilişkin bölümlere tabi olduğu madde gerekçesinde vurgulanmakta ise de, bu bağlamda önaraştırma talebinin reddi yolundaki Rekabet Kurulu kararı da aynı şekilde nihai karar olarak kabul edilmelidir.
Önaraştırma ve soruşturma açılmaması yolunda verilen ret kararları nihai karar niteliğinde olduğundan iptal davasına konu olur.
Soruşturma Sonunda İhlalin Bulunmadığına İlişkin Ret Kararı
Rekabet Kurulu soruşturma sonunda herhangi bir rekabeti kısıtlayıcı ya da engelleyici bir fiilin işlenmediğini veya hakim durumun kötüye kullanılmadığını tespit ederse bu ihlalin bulunmadığına ilişkin ret kararı kuskusuz nihai bir karardır.
Bu karar, ilgililer ve üçüncü kişiler hakkında da doğrudan doğruya hukuki sonuç doğuran bir karar olması, bu kimselerin menfaatlerini etkilemesi, başka bir anlatımla bu kimseler yönünden kesin ve yürütülebilir bir işlem niteliği kazanması nedeniyle iptal davasına konu olur.
İhlale Son Verme Kararı
Diğer bir nihai karar türü de, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 9. maddesiyle belirlenmiş olan ihlale son verme kararıdır. 9. madde ihlale son verme karanın, Kanun’un 4. 6. ve 7. maddelerinin ihlali nedeniyle verileceğini belirtmiştir.
Rekabet Kurulu yaptığı soruşturma sonunda anlaşma, karar veya uyumlu davranışı, rekabeti sınırlayıcı ve muafiyet verilmesi için gerekli koşullara sahip olmadığını (m. 4, 5) veya hakim durumda olan bir teşebbüsün bu durumunu kötüye kullandığını (m. 6) ya da kendisine bildirilmiş bir birleşme veya devrin hakim durum oluşturduğunu veya mevcut bir hakim durumu güçlendirdiğini tespit ederse bu eylem ve işlemleri yasaklar ve geçersiz sayar.
Buna göre “Kurul ihbar, şikayet ya da Bakanlığın talebi üzerine veya resen bu Kanunun 4, 6 ve 7 nci maddelerinin ihlal edildiğini tespit ederse ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerine rekabetin tesisi ve ihlalden önceki durumun korunması için yerine getirilmesi ya da kaçınılması gereken davranışları kapsayan bir karar bildirir” (m. 9/1).
Genel olarak Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un amacına, özel olarak 4, 6 ve 7. maddelere aykırı davranışların yasaklanacağı tabiidir. Ancak ne gibi yükümlülükler verilebileceği net değildir. Bununla birlikte yükümlülüklerin genel amacı, ve çerçevesi belirlenmiştir. Yükümlülüklerin amacı “rekabetin tesisi” ve genel çerçevesi de “ihlalden önceki durumun korunmasıdır.” Yani Rekabet Kurulu rekabetin tesisi amacına yönelik her türlü emri verebilecek, fakat bu emirler ihlalden önceki durumun korunmasından daha ileri gider mahiyette olmayacaktır.
Ayrıca, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da verilen nihai kararın uygulanmaması halinde yaptırım da düzenlenmiştir. Kanun’un 17/a maddesine göre, Rekabet Kurulu’nun vereceği ihlale son verme kararına tarafların uymaması halinde, uyuluncaya kadar geçecek her gün için süreli para cezası hükmedilebileceği kurala bağlanmıştır.
Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, rekabeti kısıtlayıcı işbirliği faaliyetlerinin durdurulması veya düzeltilmesi ve eski hale getirilmesi gibi önlemler genel anlamda mahkemelerin yetki alanına girmesine rağmen, 4054 sayılı Kanun, teşebbüslerin rekabeti kısıtlayıcı faaliyetleriyle ilgili hususların bütününde idari yapı içerisinde yer alan Rekabet Kurulu’nu yetkili kılmış olup, Kurul kararları idari karar niteliğinde olduğundan şüphesiz aleyhine yargı yoluna başvurulabilecektir.
Menfi Tespit Kararları
Teşebbüs veya teşebbüs birlikleri, aralarında giriştikleri işbirliği faaliyetlerinin teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler, teşebbüs birliği kararları), birleşme ve devralmalar ile hakim durum uygulamalarının rekabet kurallarını ihlal ettiği kanaatini taşıdıkları takdirde, Rekabet Kurulu’na başvurarak söz konusu uygulamaların 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4, 6 ve 7. maddelerine aykırı olup olmadığının incelenmesini isteyebilirler. Böyle bir başvuruyu inceleyen Rekabet Kurulu, eğer 4, 6 ve 7. maddelere bir aykırılık bulmazsa, bu durumu tespit eden bir “menfi tespit kararı” verir (m. 8/1).
Dolayısıyla menfi tespitin anlamı, eldeki bilgilere göre Rekabet Kurulu’nun ilgili anlaşma veya kararı kanuna aykırı görmediğidir. Tarafların böyle bir kararı istemelerinde menfaatleri şudur; her şeyden önce taraflar yasal belirsizlikten kurtulmuş olacaklardır. Aynı koşullarla bu anlaşmayı uyguladıkları zaman Rekabet Kurulu bu anlaşma aleyhinde bir soruşturma başlatamaz, bu anlaşma için para cezası verilemez.
Böylece taraflar bu hukuki güvenliğe bağlı olarak bu anlaşmanın gereklerini yerine getirebileceklerdir. Bu itibarla, menfi tespit belgesi, teşebbüslerin gerçekleştirdiği anlaşmanın Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un karşısındaki belirsizliğini ortadan kaldırması nedeniyle önem taşımaktadır.
Buna karşın, 4054 sayılı Kanun yeni durumlar ortaya çıktığında, Rekabet Kurulu’nun yeniden soruşturmaya başlayabileceğini öngörmüştür. Kurul yaptığı incelemeler sonucunda bahsi geçen uygulamaları, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4, 6 ve 7. maddelerine aykırı görürse, verdiği menfi tespit kararını geri alır. Bu takdirde Rekabet Kurulu, soruşturma konusu olayın rekabet kurallarına aykırı olduğunu tespit ederek, bu uygulamaların yasaklanmasına karar verecektir. Bu itibarla, Kurul, 4054 sayılı Kanun’un 13. maddesindeki şartlar çerçevesinde menfi tespit kararını her zaman geri alabilir (m. 8/2).
Ancak, Rekabet Kurulu menfi tespit kararından sonra, Kanun’un 13. maddesindeki şartlar çerçevesinde görüşünden dönse bile, bu zamana kadar geçen süre için taraflara cezai müeyyide uygulayamayacaktır (m. 8/2). Menfi tespit kararı, (a) kararın alınmasına esas teşkil eden herhangi bir olayda değişiklik olması, (b) karara bağlanan şartların veya yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, (c) kararın söz konusu anlaşma hakkında yazılış veya eksik bilgiye dayanarak verilmiş olması hallerinde Kurul tarafından geri alınacaktır (m. 13/1).
Geri alma kararı, kararın alınmasına esas teşkil eden olaydaki değişikliklere dayanıyorsa, söz konusu değişiklikten itibaren hüküm ifade eder. Menfi tespit kararına bağlanan şart veya yükümlülüklerin yerine getirilmemesi yahut menfi tespit karanının yazılış ya da eksik bilgilere dayanılarak verilmiş olması hallerinde ise geri alma kararı, menfi tespit kararının verildiği tarihten itibaren geçerli olacaktır (m. 13/2).
Görüldüğü gibi kararın geçmişe etkili olarak geri alınması, karara bağlanan şart ve yükümlülüklerin yerine getirilmemesi yahut kararın, tarafların yazılış veya eksik bilgilerine dayanılarak verilmiş olması halinde mümkündür. Diğer hallerde yani karar alınmasına esas teşkil eden olay ve şartlardaki değişikliklerde karar geçmişe etkili olarak yürütülemez. Bu haller aynı şekilde “muafiyet” kararlarının geri alınmasında da geçerlidir (m. 13).
Menfi tespit belgesi, hakkında verilen kişiler için bir ara kararı, bu karardan menfaati zedelenenler için ise kesin ve yürütülebilir bir idari işlem, başka bir anlatımla nihai bir karardır. Bu itibarla, hakkında menfi tespit kararı verilen teşebbüs, bu karar aleyhine, başka bir anlatımla bu kararın iptali isteğiyle idare mahkemesinde yargı yoluna başvuramayacaktır. Çünkü bu karar, teşebbüs için bir ara kararı olup kesin ve yürütülebilir bir işlem niteliği kazanmamıştır. Kaldı ki teşebbüs hakkında verilen menfi tespit belgesi, teşebbüs lehine verilen bir işlem olması nedeniyle teşebbüsün bu belgenin iptalini istemekte menfaati de bulunmamaktadır. Yargı yerinin, açılacak böyle bir davayı işin esasına girmeden incelemeksizin reddedeceği açıktır.
Buna karşın, Rekabet Kurulu’nca verilen menfi tespit kararından etkilenen, menfaati zedelenen kişi ve kuruluşlar kararın iptali istemiyle dava açabileceklerdir. Bu kişiler yönünden, Kurul kararı nihai karardır.
Diğer yandan, menfi tespit talebinin Rekabet Kurulu’nca reddi halinde de, başvuran için bu ret kararı kesin ve yürütülebilir işlem niteliği bulunması nedeniyle yargı yerine başvurabilecektir. Ayrıca menfi tespit belgesinin Rekabet Kurulu tarafından geri alınması halinde de, bu geri alma işlemi geri alınan teşebbüs yönünden kesin ve yürütülmesi gereken işlem niteliğini kazanması nedeniyle, idare mahkemesinde iptal davasına konu edilebilecektir.
Tüm bu anlatılanlardan çıkan sonuç, menfi tespit belgesi, bu belgeden menfaati olumlu yönde etkilenenler yönünden bir ara kararı niteliğinde olup, iptal davasına konu olmaz. Diğer yandan, ilgili karardan olumsuz etkilenenler içen ise işlem kesin ve yürütülebilir nitelik kazanmış olup, bu kişilere iptal davası açma hakkı vermektedir.
Muafiyet Kararı
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi rekabeti sınırlayıcı anlaşmaları, uyumlu davranışları yasaklamaktadır. Yasak kapsamına giren uygulamalar ve anlaşmalar 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinde düzenlenmiştir. Kanun, ayrıca rekabeti sınırlayıcı bir anlaşmanın hangi koşullarla yasaklamadan muaf tutulabileceğini de öngörmüştür.
Nitekim Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 5. maddesi, 4. madde şartları altında hukuka aykırı kabul edilen işbirliği davranışlarının, söz konusu madde uygulanmasından, hangi hallerde istisna tutulabileceğini göstermektedir. Kanun’un muafiyet hükümlerinden yararlanabilmek bakımından, rekabeti sınırlayıcı işbirliği uygulamaları arasında (teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem, teşebbüs birliği kararları) herhangi bir ayırım yapılmamıştır. Buna göre Rekabet Kurulu, 4054 sayılı Kanun’da belirtilen şartların tamamının varlığı halinde, ilgililerin talebi üzerine, teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birlikleri kararlarının 4. madde hükümlerinin uygulanmasından muaf tutulmasına karar verebilir.
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesindeki unsurları içeren anlaşmalar, yasakların kapsamına girmekle birlikte bazı olumlu yanlar da taşıyabilirler. Yani rekabeti sınırlayıcı olmasına karşın aynı zamanda olumlu yönleri de olan anlaşmaların, belirli koşullarla yasak kapsamı dışına çıkarılabilmesi, daha adil ve ekonomik bakımdan da daha yararlı olacağı öngörülmüşyür.
Muafiyetin sağlanması, belirli koşullara bağlanmıştır. Bir anlaşmanın muafiyetten yararlanabilmesi için ilk koşul bu anlaşmanın (a) malların üretim ve dağıtımında yenilik, hizmetlerin sunulmasında iyileşme, ekonomik ve teknolojik gelişmelerin sağlanması gibi yararlı sonuçlar doğurması gerekir.
İkinci koşul; (b) tüketicinin bundan yarar sağlamasıdır. Anlaşmanın sağladığı yararlardan tüketicinin de bir pay alması gerekir. Ekonomik ve teknolojik alanlarda üretimde ve pazarlamada ortaya çıkan iyileşmeler tüketiciye de yansıtılmalıdır.
Üçüncü koşul; (c) rekabetin sınırlanmasının zorunlu olmasıdır. Anlaşmanın ortaya çıkardığı yararlı etkilerin elde edilmesi için rekabetin kısıtlanması zorunlu olmalıdır. Son olarak (d) ilgili pazarın bir bölümünde rekabetin tamamen ortadan kalkmaması gerekir. (m. 5)
Muafiyetin bir diğer önemli ve üzerinde durulması gerekli yönü, sadece teşebbüslerarası anlaşmalar, birlik kararları ve uyumlu eylemler için düzenlenmiş olmasıdır. Başka bir anlatımla, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un sistemine göre muafiyet kararı ancak 4. madde yasağına giren danışıklı ilişkiler için söz konusu olabilir. Bu itibarla, rekabeti sınırlayıcı bir yönü olmayan veya sadece 6. veya 7. madde kapsamına giren bir davranışın muafiyet alması söz konusu değildir. Bu itibarla hakim durumun kötüye kullanılmasının ya da birleşme ve devralmalara muafiyet hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un, muafiyet kararının verilmesinde tek yetkili makam olarak Rekabet Kurulu’nu öngördüyse de, bu kararın verilmesine esas olabilecek koşulların çerçevesinin çizilmesi, Kurul’un takdir hakkını bir ölçüde sınırlandırmış. Rekabet Kurulu’nun muafiyet kararı verebilmesi için, somut olayın, 5. maddede öngörülen iki olumlu ve de iki olumsuz şartı birlikte yerine getirmesi gerekir. Dolayısıyla Rekabet Kurulu önüne gelen bir danışıklı ilişkinin muafiyet alabilirliğini değerlendirirken, 5. maddede öngörülen koşulların tümünün, tek tek yerine getirildiğini saptamak ve bunu kararında gerekçeli olarak belirtmek zorundadır. (m. 52)
Muafiyet Türleri
Bireysel muafiyet, ilgililerin talebi üzerine, Rekabet Kurulu tarafından 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 5. maddesinde aranılan şartların varlığı halinde teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem veya birlik kararının 4. madde hükümlerinin uygulanmasından muaf tutulması hakkında verilen karardır. Bu itibarla, 4054 sayılı Kanun’un 5. madde hükmünün de temel aldığı muafiyet tipi, bireysel muafiyettir. Bireysel muafiyet ilgililerin talebi üzerine, 4. madde anlamında rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma hakkında, 5. maddedeki olumlu ve olumsuz şartların tümünün yerine getirildiğine dair, Kurul’un vermiş olduğu bir yenilik doğurucu karaktere haiz birel koşul işlemdir.
Bireysel muafiyet kararı, ancak söz konusu danışıklı ilişkinin yayınlanan grup muafiyet tebliğleri kapsamı dışında kalması halinde önem kazanır. Zira grup muafiyeti tebliği kapsamında olan bir anlaşma için, bildirimin mecburiyeti olmadığı gibi, muafiyet alma gereği de bulunmamaktadır. 4054 sayılı Kanun’da açıkça öngörüldüğü üzere, bireysel muafiyet kararının verilmesi, ancak ilgililerin bildirim ve talebi üzerine olur. Rekabet Kurulu’nun kendi inisiyatifiyle, resen muafiyet kararı verme yetkisi bulunmamaktadır. Bu durum, muafiyetin süresinin bitimi halinde yenilenmesi kararı açısından da geçerlidir.
Kanun’un 5. maddesinin son fıkrası, bireysel muafiyetin yanı sıra Rekabet Kurulu’na grup muafiyeti tebliği çıkarma yetkisi de vermiştir. Grup muafiyeti tebliği, adından da anlaşılabileceği üzere, karar değil “genel düzenleyici işlem”dir. Kurul grup muafiyeti çıkartma açısından yegane yetkili mercidir.
Muafiyetin Geri Alınması
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 13. maddesi hangi hallerde muafiyetin geri alınacağını göstermiştir. Rekabet Kurulu kararı geri almak yerine yeni bazı yükümlülük ve şartlar da koyabilir. Çünkü madde “… geri alınabilir ya da tarafların belirli davranışları yasaklanabilir” demektedir. Kararın alınmasına esas teşkil eden bir olayda değişiklik olursa, değişiklik tarihinden itibaren geçerli olmak üzere muafiyet kararı geri alınır. Muafiyet kararı çeşitli şartlara ve yükümlülüklere bağlı olarak verilmiş olabilir. Taraflar bu şart ve yükümlülüklere uymak zorundadırlar. Aksi halde muafiyet kararı geri alınır. Muafiyet kararının tarafların eksik veya yanlış bilgi vermiş olması nedeniyle verilmiş olduğu anlaşılırsa da muafiyet kararı geri alınır.
Bu son iki halde geri alma kararı, muafiyet kararı verildiği andan itibaren geçerlidir. Yani geri alma kararı, muafiyet kararı verildiği ana kadar geriye yürür. Sonuçta muafiyet kararı hiç verilmemiş sayılır ve buna göre işlem yapılır. 13. maddenin ikinci fıkrasının son bölümü “…. diğer hallerde ise muafiyet veya menfi tespit kararının verildiği tarihten itibaren geçerlidir” demek suretiyle bu durumu göstermiştir.
4054 sayılı Kanun’un 13. maddesindeki düzenlenen muafiyetin geri alınması konusu, bireysel muafiyetle ilgilidir. Grup muafiyeti bir kararla verilmediği için geri alınması da söz konusu değildir. Olsa olsa anlaşmanın grup muafiyeti tebliği içine girip girmediğinin tespiti kararı verilebilir. Zira Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 13. maddesi muafiyet kararıyla ilgilidir.
Grup muafiyetleri pek tabi olarak, Rekabet Kurulu tarafından değiştirilebileceği gibi tamamen de yürürlükten kaldırılabilecektir (m. 27/f).
Muafiyet Kararının Hukuki İşlem Niteliği
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u 4. maddesi anlamında yasak faaliyetler içersine giren anlaşma ve kararlar, muafiyet talebiyle Rekabet Kurulu’na bildirildikleri takdirde, Kurul muafiyet şartları çerçevesinde talep konusu anlaşma veya kararı incelemeye alacaktır. İşte Rekabet Kurulu’nun muafiyet talebini olumlu ya da olumsuz sonuçlandırmasına kadar geçen süre içerisinde, anlaşma veya karar topal hukuki muamele niteliğindedir. Kurul muafiyet talebine uygun karar verirse anlaşma veya karar geçerli bir hukuki mesnet olarak bütün hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır. Rekabeti kısıtlayan dolayısıyla 4054 sayılı Kanu’un 4. maddesini ihlal eden bir işbirliği anlaşması ya muafiyet kapsamına alınarak yasak ilkesinden istisna tutulacak ya da soruşturma kapsamına alınacaktır.
Muafiyet; Kanun hükümlerinin uygulanmasının bir nevi askıya alınmasıdır. Her ne kadar muafiyet kararı, 13. maddede yazılı koşulların mevcudiyetinde geri alınabilecekse de istisna olan bu durumlar ortaya çıkana kadar, muafiyet kararı hükmünü icra edecektir. Muafiyet kararıyla, başvuran için bir nevi koruma sağlamakta, esasen kanuna aykırı olan bir duruma meşruiyet verilerek, belli bir süre için yeni bir hukuki durum yaratılmaktadır. Bu itibarla, bu niteliklerini göz önüne alınarak, idari davaya konu teşkil edebilecek nitelikte kesin ve uygulanabilir işlemlerdendir.
Dolayısıyla, muafiyet kararı, tıpkı menfi tespit kararı gibi bir nevi tespit kararıdır. Muafiyet kararı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 48. maddesi anlamında bir nihai karar olduğuna göre, Kanun’un 55. maddesi uyarınca bu türden kararlar aleyhine idari yargıya başvurulabilir. Dolayısıyla muafiyet talebini kabul eden Kurul kararıyla, menfaatleri ihlal olan kişiler dava açabilir. Muafiyet talebinin reddi kararı da nihai bir karar olması nedeniyle bu karara karşı yargıya gidilebilir.
Zımni Red-Zımni Kabul Kararları
İdari işlemler, aslında idarenin belli bir konuda iradesini açığa vurması sonucu oluşurlar. Buna karşın, idareye başvuruya rağmen idarenin susması veya hareketsizliği de bir idari karar sayılacaktır. İdarenin susması veya hareketsizliği ile meydana gelen bu idari karara “zımni red kararı” denmektedir. İdareye yapılan başvurunun belli bir süre içinde cevaplandırılmamasının zımni red kararı olarak kabul edilmesi ve nitelendirilmesi ile güdülen amaç, idarenin hareketsiz kalarak yargısal denetim olanağını ortadan kaldırmasını önlemektir.
Nitekim, 2577 sayılı İYUK’da (m. 10) ilgililerin haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, otuz gün içinde bir cevap verilmezse, isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin otuz günün bitimi tarihinden itibaren dava açma süresi içerisinde dava açabilecekleri hükmü getirilmiştir.
Hukuka bağlı idarenin gereklerinden biri de, bireyler tarafından yapılan başvuruların cevapsız bırakılmamasıdır. Gerçekten, hukuk devletinde, idarenin kendisine başvurarak hak arayan bireylerin bu yoldaki başvuruları hakkında bir karar vermesi ve bunu başvuru sahiplerine bildirmesi gerekmektedir.
Bu itibarla 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un tasarı halindeyken 42/2 maddeye tekabül eden 22/2. maddede, zımni red için bir süre öngörülmüştür. Ancak, “Başvuru sahiplerine 60 gün içinde herhangi bir bildirimde bulunulmazsa, talep reddedilmiş sayılır” şeklindeki 22/2. maddenin bu ilk cümlesi 4054 sayılı Kanun’da yer almamaktadır. Yasa koyucunun, idare hukukunun zımni redde ilişkin süresinin burada da uygulanmasını öngörmüş olmasının muhtemel olduğu söylenebilir.
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 42/2 maddesi, Rekabet Kurulu’nun şikayetleri zımnen de reddedebileceği açıkça kabul edilmiştir. Zımni red kararının diğer nihai kararlar gibi ilgililer hakkında kesin ve yürütülebilir bir işlem olduğu, Kurul kararı olarak kabul edilmesi gerektiği, idari yargıda dava açılabileceği kuşkusuzdur.
İdarenin hareketsizliği ve suskunluğu zımni red kararı olarak sayılmakla beraber, mevzuatın açıkça öngörmesi halinde zımni kabul işlemi de tesis edilebilmektedir. Zımni kabul işlemleri, daha çok idareye acil bir karar alma yükümlülüğünün getirdiği hallerde, bu yükümlülüğe uymamanın bir yaptırımı olmaktadır. Bu doğrultuda 4054 sayılı Kanun kabul olarak nitelendirilen işlemini de açık bir biçimde düzenlemiştir. Buna örnek olarak, 4054 sayılı Kanun’un 10. maddesindeki usul verilmektedir.
Buna göre, Rekabet Kurulu’nun süresi içinde birleşme veya devralmaya ilişkin müracaata herhangi bir cevap vermediği ya da herhangi bir işlem yapılmadığı hallerde, birleşme ve devralma anlaşmaları, bildirim tarihinden 30 gün sonra yürürlüğe girerek, hukuki geçerlilik kazanmaktadır. Bir zımni olumlu işleme karşı, menfaati haleldar olanların dava yoluna gitmeleri mümkündür.
Ancak burada şu unutulmamalıdır ki, menfaati etkilenenlerin birleşme ve devralma başvurusunda bulunanların olmaması gerekir. Çünkü, bu başvuru sahiplerin istemi yerine getirilerek Rekabet Kurulu’nca birleşme veya devralmaya izin verilmiş sayılmaktadır. Dolayısıyla bu kişilerin dava açma menfaatlerinin bulunmadığı tartışmasızdır. Bu itibarla ancak birleşme ve devralmadan menfaati zedelenen üçüncü kişiler dava açabileceklerdir. Zımni kabul kararı bu kişiler için nihai bir karardır.
İdari Para Cezaları
Genel Olarak
Genel olarak hukuk kuralları, sosyal hayatı düzenleyen sürekli ve uyulması zorunlu kurallardır. Bu kuralların uygulanması ve hükümlerinin yerine getirilmesi müeyyidelerle sağlanır.
İdari yaptırım, idarenin yaptırım (=müeyyide uygulama) yetkileri demektir. İdare, uhdesindeki hizmetleri gereken etki ve ivedilik ile yürütebilmek için yaptırım yetkilerine muhtaçtır. Gerçekten idare, idare edilenlere karşı hukuksal işlem, tedbir ve isteklerini ancak yaptırım yetkileri sayesinde zamanında gerçekleştirebilir.
Uygulanacak idari yaptırım, caydırıcı bir etki doğururken, aynı zamanda işlemin sonuçlarını kabul ettirici zorlayıcı bir özellik de gösterir. Aksi halde, yaptırımla desteklenmeyen idari işlem çoğu kez uygulanmama ve ciddiye alınmama riskiyle karşılaşabilir.
Dolayısıyla, idari para cezaları, idari düzene aykırılık teşkil eden eylemler sebebi ile yasanın açıkça izin verdiği hallerde, idarenin yargı organına başvurmaksızın kendisinin bizzat uyguladığı ve bir miktar paranın alınması şeklinde gerçekleşen mali nitelikteki yaptırımlardır. Demek oluyor ki, idari nitelikte olan para yaptırımlarından bahsedebilmek için iki önemli unsura ihtiyaç vardır. Bunlardan biri yasada para yaptırımına ilişkin hükmün açıkça yer alması, diğeri ise bu yaptırımı uygulayabilmek yetkisinin idareye tanınmış olmasıdır.
Rekabeti kısıtlayıcı faaliyetlerden arındırılmış bir piyasa düzeni oluşturulması hedefi her şeyden önce caydırıcı niteliği bulunan bir yaptırım sisteminin varlığını zaruri kılar. Bütünüyle yaptırım gücünden yoksun yahut caydırıcı niteliği bulunmayan bir sistem içerisinde rekabet ihlalleriyle başarılı bir şekilde mücadele edebilmek mümkün değildir.
Rekabet hukuk sistemlerinin tümünde olduğu gibi, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da da, rekabet yasalarına aykırı eylem ve işlemleri temel olarak idari yaptırımlara tabi kılmış ve bu yaptırımların etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere, geniş yetkilere sahip olan mali ve idari özerkliğe haiz Rekabet Kurumu münhasır olarak görevlendirmiştir.
4054 sayılı Kanun’da öngörülen, idari yaptırımlar incelendiğinde, bunların iki farklı kategoriye ayrıldığı görülmektedir. Birbirleriyle eş zamanlı olarak tatbik edilmesi mümkün olan bu yaptırımlardan ilki, teşebbüslerin belli bir şekilde davranmalarını gerektiren kararlar diğeri ise, idari nitelikli para cezalarıdır. İlk kategori içerisindeki kararlar rekabetin yeniden tesis edilmesi ve ihlalden önceki durumun korunmasını sağlamak amacıyla, teşebbüslere belirli bir şekilde davranma yükümlülüğü yüklemektedir. Bu davranış yükümlülüğü, genellikle müspet olmakla birlikte, menfi yani kaçınma şeklinde de olabilir. Kanun, teşebbüslerin bu nevide, bir karara aykırı davranması ya da kararın gereğini yerine getirmemesi halinde ise, kararın cebren icra edilmesine olanak sağlayan bir düzenlemeye yer vermemiş, buna karşılık teşebbüslerin bu kararlara uymalarını sağlamak üzere, Rekabet Kurulu’na “süreli para cezaları” tatbik etme olanağı tanınmıştır (m. 17)
Bu itibarla, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u, yasak faaliyetler gerçekleştiren teşebbüslere karşı “kapatma”, “faaliyetten men”, “fesih” gibi cezalar öngörmemiş, sadece “para cezası” ile yetinmiştir. Ancak Rekabet Kurulu tarafından uygulanan bu cezaların ağırlığı dikkate alındığında, teşebbüsleri mali yönden çok zor durumda bırakabilecek nitelikte olduğu unutulmamalıdır.
Öte yandan, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da idari para cezaları bakımından “ölçülülük ilkesi” de benimsenmiştir. Zira ceza kararlarında “ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alır.” değerlendirilmesine yer verildiğinden, bu gerekçeler suç ile ceza arasındaki dengenin oluşturulması amacıyla önem kazanmaktadır. Bu itibarla, para cezasının miktarının belirlenmesi Rekabet Kurulu’nun takdirinde bulunmaktadır. (16. madde) Ancak, Rekabet Kurulu’nun Kanun’un 16. maddesinde sayılan ihlallerin varlığını saptaması durumunda ceza vermeme gibi bir yetkisi ve takdiri söz konusu değildir.
Ancak teşebbüslerin gücünün neden şiddet sebebi olarak kabul edildiği belli değildir. Gerçekten Rekabet Kurulu aynı nitelikte ve aynı ölçüde rekabeti kısıtlayıcı iki uygulamadan birine sadece katılan teşebbüsler daha güçlü gerekçesiyle daha fazla para cezası verebilecektir. Bunun hakkaniyet ve adalet anlayışına uygun olmadığı savunulmuştur. Para cezasının miktarı teşebbüslerin
gücüne göre değil, rekabet üzerinde yarattıkları sınırlayıcı etkinin büyüklüğüne göre belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da öngörülen idari para cezalarını “konu” ve “nitelik” açısından iki farklı kategoride incelemek mümkündür. Konu açısından, idari para cezaları, ihlal edilen kuralın mahiyetine göre, “usul” veya “esasa” ilişkin olarak ikiye ayrılabilir. 4054 sayılı Kanun sadece rekabet yasaklarının ihlalini değil, bildirimde bulunulmama, yanlış ve yanıltıcı bildirim, bilgi isteme ve yerinde inceleme halinde eksik, yanlış ve yanıltıcı bilgi verilmesi gibi usul (düzen) kurallarına aykırı davranışları da idari para cezası yaptırımına tabi tutmuştur.
Nitelik açısında para cezalarını “süreli” ve “ani” olmak üzere ikiye ayırarak incelemek de mümkündür. Ani para cezaları, esas amacı cezalandırma ve caydırma olan klasik anlamdaki idari cezalardır. Bunlar belirli bir davranışın ortaya çıkması halinde uygulanır ve uygulanmakla sona erer. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da öngörülen, idari para cezalarının büyük bir kısmı bu niteliği haizdir. Süreli para cezaları ise Rekabet Kurulu’nun vermiş olduğu bir kararın, gerektiği gibi uygulanmasını sağlamak üzere, kararda belirtilen hususların yerine getirilmediği her gün için ayrı ayrı tatbik edilen para cezalarıdır.
Ayrıca, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun rekabet ihlalinde bulunanların subjektif durumu ile ilgilenmemektedir. Önemli olan söz konusu anlaşmanın amacının veya etkilerinin rekabeti sınırlayıcı olması ya da ileride sınırlayabilme ihtimalinin olmasıdır. Bu nedenle Kanunda rekabet ihlaline katılan işletmelerin kusur ve kasıtlarının varlığı gerekli değildir.
Bunların dışında idari para cezalarının tümünde görülen ortak bir özellik, bu cezaların 4054 sayılı Kanun’a aykırı hareket eden tarafların her birine ayrı ayrı tatbik edilmesi, bir başka anlatımla, rekabete aykırı bir eylem veya işleme birden fazla teşebbüsün taraf olması halinde, bunların tümüne tek bir para cezası tatbik edilmemesi ve bu teşebbüslerin Rekabet Kurulu’nun takdiri çerçevesinde, birbirlerinden bağımsız olarak cezaya muhatap olmasıdır.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun Hükümleri Uyarınca Verilen İdari Para Cezaları
Kurul’ca, nispi ve süreli para cezası olmak üzere iki tür yaptırım uygulanmaktadır. Bu cezalar şu şekilde düzenlenmiştir:
Nispi Para Cezası
“Madde 16 –
Kurul, teşebbüs niteliğindeki gerçek ve tüzel kişiler ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerine;
a) Muafiyet ve menfi tespit başvuruları ile birleşme ve devralmalar için izin başvurularında yanlış ya da yanıltıcı bilgi veya belge verilmesi,
b) İzne tabi birleşme ve devralmaların Kurul izni olmaksızın gerçekleştirilmesi,
c) Kanunun 14 ve 15 inci maddelerinin uygulanmasında eksik, yanlış ya da yanıltıcı bilgi veya belge verilmesi ya da bilgi veya belgenin belirlenen süre içinde ya da hiç verilmemesi,
d) Yerinde incelemenin engellenmesi ya da zorlaştırılması,
hallerinden (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilenler için teşebbüsler ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin binde biri oranında, (d) bendinde belirtilenler için ise aynı şekilde saptanacak olan gayri safi gelirlerinin binde beşi oranında idarî para cezası verir. Ancak bu esasa göre belirlenecek ceza onbin Türk Lirasından az olamaz. Bu fıkranın (b) bendine göre idarî para cezası birleşme işlemlerinde tarafların herbirine, devralma işlemlerinde ise sadece devralana verilir.
Yerinde incelemenin mahkeme kararı ile gerçekleştirilmesi, yerinde incelemenin engellenmesi ve zorlaştırılmasına ilişkin olarak bu Kanunda öngörülen idarî para cezasının uygulanmasını engellemez.
Bu Kanunun 4, 6 ve 7 nci maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verilir.
Teşebbüs veya teşebbüs birliklerine üçüncü fıkrada belirtilen idarî para cezaları verilmesi halinde, ihlalde belirleyici etkisi saptanan teşebbüs veya teşebbüs birliği yöneticilerine ya da çalışanlarına teşebbüs veya teşebbüs birliğine verilen cezanın yüzde beşine kadar idarî para cezası verilir.
Kurul, üçüncü fıkraya göre idarî para cezasına karar verirken, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alır.
Kanuna aykırılığın ortaya çıkarılması amacıyla Kurumla aktif işbirliği yapan teşebbüs ya da teşebbüs birlikleri veya bunların yöneticileri ve çalışanlarına, işbirliğinin niteliği, etkinliği ve zamanlaması dikkate alınarak ve gerekçesi açık bir şekilde gösterilmek suretiyle üçüncü ve dördüncü fıkralarda belirtilen cezalar verilmeyebilir veya bu fıkralara göre verilecek cezalarda indirim yapılabilir.
Bu maddeye göre verilecek idarî para cezalarının tespitinde dikkate alınan hususlar, işbirliği halinde para cezasından bağışıklık veya indirim şartları, işbirliğine ilişkin usul ve esaslar Kurulca çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.”
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da yer alan nispi para cezası, Kanun’un 16. maddesinde hukuka aykırılığı belirlenen teşebbüse ve yöneticilerine teşebbüsün yıllık gayrisafi gelirine göre verilebilmektedir.
Bu hüküm ile, özellikle her bir işletmenin kendi ticari politikalarını ve piyasadaki faaliyetlerini tek başına, diğerlerinden bağımsız olarak belirleme yükümlülüğüne uymaksızın, amacı veya etkisi rekabeti engelleme, sınırlama veya bozma olan teşebbüsler arası anlaşmalara, uyumlu eylemlere ve teşebbüs birliklerinin kararlarına karşı genel bir yasaklama getirilerek buna uymayanlar cezalandırılmaktadır.
Bu itibarla, rekabet yasaklarının çiğnenmesi halinde tatbik edilen para cezaları, maktu bir miktar olarak belirtilmemiş, bunun yerine gayrisafi geliri esas alan bir üst sınır ve usuli cezalardan daha yüksek bir ceza öngörülmüştür.
Dolayısıyla Rekabet Kurulu, bu sınırları aşmamak koşuluyla idari para cezasını, serbestçe takdir edecek, bununla birlikte, ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alacak; ayrıca, Kurum’la aktif işbirliğine giren teşebbüslerin cezalandırılmasında indirim uygulayabilecektir.
Belirtmek gerekir ki, rekabete aykırı davranışlarda bulunan teşebbüslere verilecek cezada, kar değil, bir önceki mali yıldaki cironun esas alınabileceğini öngören bu sistem, oldukça ağır para cezalarının verilmesine yol açabilecektir.Bu itibarla, rekabet yasaklarının çiğnenmesi halinde tatbik edilen para cezaları, maktu bir miktar olarak belirtilmemiş, bunun yerine gayrisafi geliri esas alan oldukça yüksek belirlenmiştir. Rekabete aykırı davranışlarda bulunan teşebbüslere verilecek cezada, kar değil, bir önceki mali yıldaki cironun esas alınabileceğini öngören bu sistem, oldukça ağır para cezalarının verilmesine yol açabilecektir.
2- Süreli Para Cezası
Madde 17 –
“Kurul, teşebbüs ve teşebbüs birliklerine, 16 ncı maddenin birinci fıkrasında belirtilen cezalar saklı kalmak kaydıyla,
a) Nihai karar veya geçici tedbir kararı ile getirilen yükümlülüklere ya da verilen taahhütlere uyulmaması,
b) Yerinde incelemenin engellenmesi ya da zorlaştırılması,
c) Kanunun 14 ve 15 inci maddelerinin uygulanmasında, istenen bilgi veya belgenin belirlenen süre içinde verilmemesi,
durumunda her gün için, ilgili teşebbüsler ile teşebbüs birlikleri ve/veya bu birliklerin üyelerinin karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan, bunun hesaplanması mümkün olmazsa karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin onbinde beşi oranında idarî para cezası verir.
Birinci fıkranın (a) ve (c) bentlerine göre idarî para cezaları, bu bentlerde belirtilen kararlardaki yükümlülüklere uyulması için belirlenen sürenin dolmasından itibaren verilebilir. (a) bendindeki fiile ilişkin idarî para cezası, yükümlülük getirilen kararda herhangi bir süre belirlenmemiş ise, bu kararın tebliğini takip eden günden itibaren verilebilir. (b) bendindeki fiillere ilişkin idarî para cezası ise, fiilin gerçekleştiği günü takip eden günden itibaren verilebilir.”
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’la getirilen yeniliklerden biri de, süreli para cezalarıdır. Türk idari mevzuatına süreli para cezası ilk kez 4054 sayılı Kanun’la girmiştir.
Bu cezalara, karara uyulmaması halinde her gün için teşebbüslerin yıllık gayri safi gelirleri üzerinden uygulandığından, bunlara süreli para cezası yerine “gün para cezası” da denilmektedir. Rekabet Kurulu kararlarının yerine getirilmesinde adli ve inzibati tedbirler kullanılmayacağından, teşebbüsler tarafından bu kararlarının bir an önce yerine getirilmesini sağlamak amacıyla maddede belirtilen ihlallerin devam etmesi halinde, her gün için işleyecek ve böylelikle artacak bir ceza sistemi öngörülmüş bulunmaktadır. Bu husus maddenin gerekçesinde de belirtilmiştir.
Para Cezalarına Karşı Yargı Yolu
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 55. maddesindeki, “İdari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabilir. Kurul kararlarına karşı açılan her türlü dava öncelikli işlerden sayılır.” hüküm ile Rekabet Kurulu kararlarına karşı dava açılacak yargı yeri belirlenmiştir. Rekabet Kurumu’nun merkezinin Ankara’da bulunması nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun yetkili mahkeme hükümleri uyarınca yetkili ve görevli idare mahkemesi, Ankara İdare Mahkemeleridir. Kanun’un 55. maddesinde dava açma süresi düzenlenmediğinden, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda idare mahkemeleri için belirlenen 60 günlük dava açma süresi içerisinde Rekabet Kurulu kararının iptali istemiyle iptal davası açılması gerekir.
Para Cezalarının Tahsili
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 55. maddesinde, Rekabet Kurulu kararlarına karşı yargı yoluna başvurulması kararların uygulanmasını ve idarî para cezalarının takip ve tahsilini durdurmayacağı hükmü yer almaktadır. Bu hüküm nedeniyle dava açılması para cezasının tahsilini durdurmaz. Tahsilin durabilmesi için idare mahkemesinde Rekabet Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davada, mahkemeden yürütmenin durdurulmasının istenilmesi gerekir. Yargı yeri tarafından bu talep kabul edilmesi halinde, tahsilat durur. Ancak uygulamada teşebbüsler, Kabahatler Kanunu hükümleri uyarınca cezanın peşin ödenmesi halinde uygulanan %25 indirimden yararlanarak ödemede bulunmaktadırlar.
*YUKARIDA YER ALAN YAZI VE GÖRÜŞLER REKABET KURUMU TARAFINDAN YAYIMLANAN “REKABET KURULU KARARLARININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE YARGISAL DENETİMİ” ADLI ESERDEN ALINMIŞTIR.


